‘’İklim değişikliği üzerine çalışan bilim insanı sayımız bir elin parmaklarını geçmiyor’’

Prof. Dr. Levent Kurnaz’la Paris İklim Zirvesi öncesi iklim değişikliği üzerine söyleştik…

Dünya zor bir dönemden geçiyor. Zorunlu göçler, savaşlar, tayfunlar, kasırgalar, depremler ve pek çok doğal felaket ardı ardına yaşanırken akıllara ‘’Yoksa dünyanın sonuna mı yaklaşıyoruz?’’ sorusu geliyor.

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde öğretim üyesi ve aynı zamanda iklim bilimci olan Prof. Dr. Levent Kurnaz, önümüzdeki 150 yıl içinde dünyanın sonunu hızlandırabilecek önemli gelişmeler olacağından bahsediyor. Yaşadığımız çevresel felaketlerin ardında yatan en önemli nedenlerin başında iklim değişikliğinin geldiğini savunan Prof. Dr. Levent Kurnaz, gündelik hayatımızda meydana gelebilecek felaketlerin daha düşündürücü olduğunu belirtiyor.

Kurnaz ile Aralık ayında Paris’te yaklaşık 190’dan fazla devletin hükümet temsilcileriyle gerçekleştirilecek olan Paris İklim Zirvesi öncesi görüştük ve iklim değişikliğinin hayatımızı etkileyen boyutlarıyla birlikte, zirveden çıkabilecek olası sonuçları değerlendirdik.

Geçtiğimiz günlerde verdiğiniz bir röportajda dünyanın sonunun 150 yıl içinde gelmesini öngördüğünüzü söylediniz. Bizi önümüzdeki 150 yılda neler bekliyor biraz anlatabilir misiniz?

Her ne kadar ilk bakışta insanlığın sonu 150 yıl içinde gelecek demek sansasyonel bir bilgi olsa da gerçek dışı değil. Bu öngörüler küçük ihtimalle olabilecek şeyler. Buradan bakacak olursak 150 sene sonra dünyanın bitmesi bekleniyor mu? Hayır. Ama bitmesi ihtimali var mı? Evet. Daha önce tarihte böyle bir şey olmuş mu? Evet. Hatta bugün olduğu şekliyle olmuş ama en son 251 milyon yıl önce olmuş. Dolayısıyla da elimizdeki bilgilerle bu ihtimalin tekrardan gerçekleşmesi olasılığının olduğunu biliyoruz. Bunun nasıl olabileceğini de biliyoruz. Sonuçlarının ne olabileceğini de biliyoruz. Bunu unutmadan yaşamamız gerekiyor. Çünkü eğer bunu unutursak kötü yola doğru gitme ihtimalimiz yükseliyor. Bunu dememin sebebi şu: Her gece yatağa giderken bunun olacağını düşünmeyelim ama bunun ihtimalini de aklımızdan çıkarmayalım. Bu büyük felaket senaryosunun yanı sıra asıl günlük hayatımızda olabilecek felaketler var ki bunlar bizim için aslında çok daha kıymetli felaketler. Bu felaketlerden bir tanesi bizi öldürecek olursa 150 yıl sonra dünyanın sonunun geliyor olması çok da önemli değil. Mesela Paris’te 2003 yılında bir hafta içinde bir sıcak hava dalgasından 18 bin kişi öldü. Bu bir üçüncü dünya ülkesi değil, bütün sağlık hizmetlerinin gelişmiş olduğu bir yer. Onlarda 18 bin kişi ölüyorsa bir hafta içerisinde İstanbul’da da olabilir bu. Hatta daha yüksek ihtimalle olabilir. Dolayısıyla da bizim bunların hepsine hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Aslında çok yönlü bir şekilde yönetilmesi gereken bir durumdan söz ettiğimizi belirtebiliriz. Hükümetlerin ve toplumun diğer katmanlarının katıldığı bir sürecin işlemesi gerekiyor. Paris İklim Zirvesi’nin de bu duruma hizmet ettiğini söyleyebilir miyiz?

Her sene yapılan bu zirve Aralık ayının başında dünyanın çeşitli yerlerinde yapılır, bu sene Paris’te yapılıyor. Yalnız bu seneki zirveye yüklenen ve diğer yıllardan bu zirveyi ayıran bir rol var: Yeni iklim rejiminin bu zirvede oluşması. 2030’a kadar insanlık ne yapacak sorusuna bu zirvede karar verilecek. Geçen zirvede bir karar alındı ve bütün devletlerin 30 Eylül 2015’e kadar 2030’a kadar ne yapacaklarını söylemeleri konusunda hem fikir olundu. Türkiye neredeyse son geceye kadar bekledi ve ondan sonra açıkladı. Açıklamamızda karbon salınımını azaltmaya dair bir ibare yok, %116 artıracağız dedik biz.

Azaltım da şu şekilde, biz hiçbir şey yapmıyor olsak aslında %135 karbon salardık, alınan önlemlerle %116 karbon salıyoruz. Bu süreç üniversitelere veya sivil topluma danışılmadan yapılıyor. Devlet şu anda bu durumda ama bu tekil bir olay değil. Mesela Hindistan hiçbir sayı vermeyeceğini ama 2030’a kadar elinden geleni yapacağını söyledi. Çin örneğine baktığımızda da onların değil azaltma 2030’a kadar ancak karbon salım miktarındaki artırmayı durdurmaya çalışacaklarını görüyoruz. Bütün bu hazırlıklarla ülkelerin gideceği Paris İklim Zirvesi’nde bağlayıcı bir karar çıkması gerekiyor. Paris İklim Zirvesi’nde, içi bu kadar boş da olsa verilen bu sözlerin tutulmasının sağlanması gerekiyor. Ama böyle bir bağlayıcılığın olmayacağı Eylül ayında New York’ta yapılan bir toplantıda ortaya çıktı. O yüzden herkes Paris’te toplandıktan sonra niyetlerini açıklayıp, el sıkışıp ayrılacak.

Ama bütün bu yaşanan süreç Türkiye özelinde sayılarla ifade edilmiş bir taahhüdün ortaya çıkmasından dolayı önemli. Çünkü bir hükümet elimizden geleni yapıyoruz dediğinde onun elinden geleni yapıp yapmadığını bilemeyiz ama artık bu sayılar konuşulduktan sonra bir sonraki seçimde yarışan partilere bu sayıyı daha da aşağı çekmeleri konusunda baskı yapabiliriz. Bu sivil toplum için bir pazarlık imkânı yaratır.  

Peki, bütün bu büyük tabloya üniversiteler ve sivil toplum nasıl müdahil olabilirler?

Ülkemiz açısından baktığımız zaman, ülkemizde bu konuda bilim üreten insan sayısı çok az. İklim değişikliği korkunç boyutları olan bir problem ve bu problemi farklı alanlarda birden çalışan bir yapıdan söz etmek şu an mümkün değil. Örneğin, Orta Anadolu’da yağış miktarı azalınca kuraklığa dayanıklı hangi tür bitki yetiştirilirse bize faydası olur. Hatta kuraklığa daha da dayanıklı buğday türlerinin yetiştirilmesi konusunda biyoloji alanında araştırma yapmaktan tutun bize gelen mülteci akının ne kadarının iklim değişikliğiyle alakalı olduğu ve onun nasıl durdurulabileceğini düşünürsek insanların inanılmaz geniş bir spektrumda çalışma yapması gerekiyor. Şu an için bu spektrumda çalışan insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu insanlar genelde iklim değişikliğini bir problem olarak çalışmıyorlar. Başka şeyleri problem olarak çalışıyorlar ve iklim değişikliği karşılarına çıkıyor.

Dolayısıyla bu çok değişik alanlarda çalışan insanların bir araya gelip problem çözümüne yönelmeleri gerekiyor. Çünkü Türkiye çok ciddi bir şekilde tehlikeli bir yerde alıyor dünyada. Dolayısıyla önlem almaya başlamamız ve başımıza gelebilecek belalarla baş edebilecek çalışmalar yapmamız gerekiyor. Önemli eksiğimiz ülke olarak esas işi bu olan insan sayımız çok az. Ben fizik bölümünde öğretim üyesiyim ve o alanda derslerimi veriyorum. Boş vakitlerimde iklim değişikliği konusunda araştırma yapıyorum. Bu durum çoğu insan için de geçerli. Herkesin başka bir işi var, iklim değişikliği de ikinci uğraşı. Dolayısıyla bize düşen en önemli şey bu konuyla ilgilenen daha interdisipliner bir enstitünün kurulmasını ve gerekli altyapısını sağlamak ve orada çalışmalar yapmak.

http://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/iklim-degisikligi-uzerine-calisan-b...

Share