Yavuz Selim Karakışla'nın ardından

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zafer Toprak, yitirdiğimiz değerli tarihçi Yavuz Selim Karakışla'yı Gazete Duvar'a yazdı...

Tarih camiası genç yaşta önemli bir tarihçiyi yitirdi. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Yavuz Selim Karakışla 55 yaşında aramızdan ayrıldı. Sevecen kişiliği, nüktedanlığı ötesinde çalışkan, üretken bir bilim insanıydı. Ardında, elimizdeki özgeçmişi göre 1988’den itibaren kaleme alınmış 183 makale, edit edilmiş 4 kitap, ve yayınlanmış 16 kitap bıraktı. Bu sayılar çok az tarihçiye nasip olsa gerek.

80’li YILLAR
Yavuz Selim, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nün ilk öğrencilerinden biriydi. Seksenli yılların başıydı. Beşeri Bilimler Bölümü ayrışmış, ayrı bir tarih bölümü kurulmuştu. Lisans eğitimi ardından Yavuz Selim bölüm asistanı oldu. Yüksek lisansını yine Boğaziçi’nden aldı. Ardından Binghamton’a birkaç yıl önce yitirdiğimiz Donald Quateart’ın yanını doktora yapmaya gitti. Dönüşünde Tarih Bölümü’ne asistan oldu ve bölümün yapılanmasında önemli katkılarda bulundu.
Yavuz Selim Tarih Bölümü’nün büyüdüğü, serpildiği bir evrede bölüme katılmıştı. Bu evrede bölüm çok farklı tarihçilikleri bünyesinde topluyordu. Tarih Bölümü’nün belki de en büyük kazancı bu denli farklı birikimde tarihçiyi aynı çatı altında bir araya getirmesiydi. Arkeolojiyi bünyesine aldı, Bizans’a uzandı. Uzak Doğu ilgi alanlarından birini oluşturdu. Sanat Tarihinde yetkin kişileri bünyesine kattı.

ÖZGÜR TARİHÇİLİK
Kısaca Tarih Bölümü hem zaman, hem mekan, hem de alan açılarından Türkiye’deki tarih bölümlerinden çok daha farklı bir yapılanma geçirdi. Bu tür bir dönüşüm bölüm içerisinde bilimsel “özgürlüğü” de en geniş boyutlara taşıdı. Yavuz Selim kendine özgü üslubuyla bu yapılanma sürecinde önemli birkaç köşe başını tuttu.

Yavuz Selim, mikro çalışabilen, anlatımsal yönü güçlü, olgu ağırlıklı, arşiv malzemesi ulu orta yayınlamanın ötesinde ona anlam kazandırabilen bir tarihçiydi. İz sürmesini biliyordu. Bilginin son derece düzensiz olduğu bir ülkede işin arkeolojisini keşfetmişti.

Tabana yönelen, marjinali vurgulayan bir uzmandı. Popüler üslubu olan ve bu vasfıyla tarihi kitlelere sevdiren bir tarihçiydi. İşbirliğine önem veren dost canlısı bir bilim insanıydı.

Bu nitelikleri biraz açalım:
Yavuz Selim, çoğu tarihçinin dönemin akımı olan kavramsal, yapısal tarihçiliğe yöneldiği bir evrede, mikro tarihçilikten ödün vermedi. Son zamanlarda tekrar gündeme gelen “anlatım” ağırlıklı mikro tarihçiliğe bağlı kaldı. Ama çalışmalarını her zaman sorunsala dönüştürecek bir birikime sahipti. Tabii bu tür bir tarihçiliğin en önemli özelliklerinden biri kaynaklara ulaşım sorunuydu. Bu da “iz sürücülüğü”nü gerektiriyordu.
Türkiye’de tarihçiliğin yeterince gelişmediği bir evrede tarih uğraşını zanaat olarak nitelemek bilmem ne kadar yanıltıcı olur. İşte Yavuz Selim akademik bir tarihçi kimliği olmasına karşın aynı zamanda bir zanaatkardı. Son dönemlerde sayısı çok azalan iz sürücü tarihçiler arasında yer aldı. Bu tür bir tarihçilik tabii yaşam tarzını da gerektiriyordu. Türkiye’de zanaatkar tarihçi yirmi dört saatini bu işe tahsis eden kişiydi ve ona özgü bir yaşam tarzı gerektiriyordu. Mesleğe tutkusu sayesinde bu kaynağa ulaşma azmi her zaman Yavuz Selim’in tarihçilik anlayışında baş köşeyi işgal etti. Her zaman sahaf dostu oldu. Sahaf rafı taradı; bilginin doğru dürüst derlenmediği, kütüphanelerin yetersiz kaldığı ülkemizde birçok risaleyi Yavuz Selim gün yüzüne çıkardı. Yavuz Selim tarihçiliği bir tutkuya dönüştürebilmişti. Bu vasfıyla Yavuz Selim Karakışla’yı kendi alanında seçkin bir konum elde etti. Her zaman tarihçi dostlarıyla birikimini paylaşmasını bildi. Tarihçiliği yanı sıra koleksiyonerliği sayesinde birçok tarihçinin yardımına koştu.

MARJİNAL TARİHÇİLİK

Yavuz Selim çok az tarihçinin cesaret ettiği eskilerin deyimiyle “marjinal tarihçilik” denilen, tabana özgü, Batı’daki terimiyle “history from below” anlayışını benimsemişti. Bu tür bir tarihçilik “zor zanaat”tı. Çoğu akademik tarihçi bu alanları dışlıyordu. Daha doğrusu bu tür bir tarihçiliğin getirisi düşüktü. Malzemesine ulaşmak ayrı bir beceri gerektiriyordu. Nitekim Yavuz Selim toplumsal cinsiyet ve emek tarihçiliğinde Türkiye’de öncü işlevi görmüş çok az sayıda tarihçilerden biriydi Bu konuda doktora tezi yazdı, sayısız makale yayımladı.

Popüler tarihçilik akademik çevrelerde mesleki deformasyon sonucu çoğu kez burun kıvrılan bir tarihçiliktir. Oysa kitlelere ulaşan tarihçilik, kitlelere bilinç götüren tarihçilik popüler tarihçiliktir. Bu açıdan Yavuz Selim’in tarihçiliğini taçlandıran yön “popüler tarih” alanında ses getiren çalışmaları oldu. Böylece Yavuz Selim, salt akademik kesime hitap etmekle kalmadı; aynı zamanda popüler tarihin güçlü bir kalem oldu. Salt üniversite çatısı altıda kalmadı. Tarih Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldı, onun mütevellisi oldu . Birçok popüler tarih dergisinde geniş okuyucu kitlelerinin ilgisini çekecek özgün makaleler yazdı. Tarih ve Toplum’da, Tarihsel Toplum’da, NTV Tarih’te, Virgül’de, Atlas Tarih’te, Aktüel’de sayısız makalesi yayımlandı.
Genç yaşta bu denli değerli bir meslektaşımızı yitirmiş olmak gerçekten tarih camiası, ve Boğaziçi Üniversitesi için son derece üzücü…

Başta sevgili eşi Özden, ve biricik kızı Yağmur olmak üzere, hepimizin başı sağ olsun!

http://www.gazeteduvar.com.tr/kultur-sanat/2016/11/28/yavuz-selim-karaki...

Share