Sıra Geldi Robot Hukukuna...

Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden Prof. Dr. Cem Say, Prof. Dr. Levent Akın, Prof. Dr. Ethem Alpaydın ve Boğaziçi Üniversitesi Yönetim ve Bilişim Sistemleri Bölümü’nde Siber Hukuk dersleri vermekte olan, Boğaziçi Üniversitesi Bilgi Sistemleri Araştırma Merkezi üyesi Burçak Ünsal sorularımızı yanıtladı.

Robot teknolojisindeki gelişmeler beraberinde birçok tartışma konusunu da getirdi. Hızla ilerleyen robot teknolojisinin olası sosyal, ekonomik ve kültürel sonuçlarına dair farklı fikirler dile getirilmeye başlandı. Etik problemler ve hukuksal düzenleme eksikliği robotlarla ilgili korku senaryolarına yol açıyor. Yapay zekâ bizi korkutmalı mı yoksa bu gereksiz bir endişe mi? Robot teknolojisindeki ilerlemelerle birlikte yeni bir hukuk ve etik sistemi yaratılabilecek mi?

Robotlaşan sektörler: kronik işsizlik mi yeni iş olanakları mı?

Kasım başında gerçekleştirilen ABD’deki başkanlık seçimine insanlardan önce robotlar damgasını vurdu. İnsan gibi haber yazıp tweet’lere cevap veren haber robotları tartışmaları kızıştırdı, seçmen görüşlerini etkiledi. Dünyanın en büyük spor giyim üreticilerinden Adidas’ın fabrikasında artık robotlarla üretim yapılıyor. Robot teknolojisi Japonya’da ise yaşlı insanların bakımından, restoranda servise kadar günlük hayatın birçok alanında yerini almış durumda. Tüm bu gelişmelere baktığımızda robotların artık insanlara ciddi rakip olduğunu görüyoruz. Bu gelişmeler gelecekte kronik bir işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalacağımızın göstergesi olabilir mi?

Prof. Dr. Cem Say: Tarif edilmesi mümkün olan her iş bilgisayarlara veya robotlara da yaptırılabilir. Buna öğrenme yöntemlerini de eklersek belli bir köşe yazarının üslubunda yazı yazmak veya film çekmek gibi "yaratıcılık" gerektirdiği düşünülen işler de dahil edilebilir. Yine de bir işin insanların elinden tümüyle alınması için robotun onu yapmasının çok daha avantajlı olması gerekir. Dünya ekonomisinin gelecekteki kompozisyonunun hangi işlerin hangi yörelerde insanlarda kalacağında belirleyici olacağını söyleyebiliriz.

Prof. Dr. Levent Akın: Bu konuda yakın zamanda çok çeşitli, kimi zaman birbiriyle çelişen raporlar yayınlandı. Tarih boyunca otomasyonun gelişmesinin çalışma hayatına etkilerine bakıldığında önce bir takım işlerin ortadan kalktığı, kitleler halinde insanların işsiz kaldığı görülmekte ancak yeni teknolojiler yeni iş alanlarının açılmasına neden olmakta ve işsizlik artacağına azalmaktadır. 19. Yüzyılda pilotluk ya da bilgisayar programcılığı gibi işler yoktu. Bir takım araştırmacılar bu yeni teknolojilerle ilgili olarak benzer bir trend gözleyeceğimiz düşüncesindeler. Bazı işlerde çalışan kişilerin yapay zekâ ve robot teknolojileri nedeniyle işlerini kaybedeceğini ama yeni iş alanlarının da açılacağını düşünüyorlar. Ortaya çıkabilecek yeni iş alanları arasında robot eğitmenliği, yapay zekâ uygulayıcılığı sayılabilir.

İşsizlik mi, çalışmak zorunda kalmayacağımız bir ütopya mı?

Mckinsey Global Institute tarafından yakınlarda ABD piyasasındaki işlerin günümüz teknolojileri kullanılarak otomasyonla yapılmaları konusundaki potansiyelleri konusunda bir rapor yayınlandı. Bu çalışmaya göre sadece teknik yapılabilirlik bir işte otomasyon uygulamasının başarılı olması için yeterli değildir. Göz önüne alınması gereken birçok ekonomik ve sosyal faktör de var. Çalışmaya göre teknik yapılabilirlik açısından en yüksek otomasyon potansiyeli olan alanlar bir üretim hattında kaynak yapma, yiyecek hazırlama, paketleme gibi sabit ortamlarda yapılan fiziksel işler, veri işleme, veri toplama grubudur. Orta düzeyde potansiyele sahip grupta ise inşaat, ormancılık, ya da hayvancılık gibi dinamik ortamlarda yapılan fiziksel işler yer almaktadır. En alt düzeyde potansiyele sahip gruplar da karar verme, planlama ve yaratıcı görevler gibi uzmanlık gerektiren işler ve yöneticilik bulunmaktadır. Perakendecilik sektöründe otomasyon potansiyelinin %53 olduğu öngörülmektedir. Finansal sektörde ise potansiyel %43’tür.

Başka araştırmacılar da bu yeni durumun otomasyonun tarihsel gelişiminden çok farklı olduğunu ve sonunda insanlığı tam işsizliğe götüreceğini düşünüyorlar. Bu da dünyayı son küresel krize sürükleyebilir ya da insanların bilim ve sanat ile uğraştıkları, çalışmak zorunda olmadıkları bir ütopyanın kapılarını açabilir.

Sürücüsüz araçlar, drone’lar ve Siri’ler geliştikçe insani iş gücü azalacak

Burçak Ünsal- Bu ay (Kasım 2016) tamamlanan ABD Başkanlık seçimlerine dijital medya ve netbot’lar damgasını vurdu. Bizler zaten bunlara kendi siyasi iklimimizden, trollerden, sahte hesaplardan alışığız. Kaldı ki, dijital medyayı ve teknolojiyi bir siyasi kampanyada hem maddi kaynak hem de iletişim için en etkin olarak ilk kullanan siyasi de Obama idi. Sektörü takip edenler, Obama’nın başarısında dijital iletişim ve crowd-funding’in rolünü iyi bilir.

Yapay zekâ, robot teknolojileri ve IoT’nin dünyada kullanım alanı sınırsız. Zaten aslında bunlar etkin bir biçimde 80’lerde kullanılmaya başlandı. Teşhis-tedavi, enerji, savunma (savaş), eğitim, sanat, üretim, hizmet, ulaşım, giyim… Her alanda artık “yapay zekâ + robot teknolojileri + IoT” formülü, bir yemek yaparken olmazsa olmaz kullanılan “su, tuz, ısı” gibi.

Bugün birçok seri üretim bandı insan müdahalesi olmadan veya çok minimal olduğu halde sofistike başka cihazlar üretebiliyor. Otomobil, bilgisayar, chipler, dayanıklı olan veya olmayan sarf malzemeleri, gıda… Sorunuzda olduğu gibi domestik amaçlı veya hizmet sektörü hedefli servis robotları artık insanların yerini almaya başladı bile. Az önce bahsettiğim ileri teknoloji ürünü sensör ve sistemlerle donanmış banyonuza girdiğiniz zaman vücut ısınız, salyanız, idrarınız, teriniz, kilonuz ve nabzınızın ortaya çıkardığı verilerle, önceden sisteme girilmiş tıbbi verilerinizin birlikte analiz edilmesi sonucu her sabah bir hastaneye gitmeden otomatik olarak check-up’a girebilecek, bunlar sayesinde alacağınız ilaçlar ve miktarları otomatik olarak belirlenebilecek ve hekiminizle ve çoğu zaman insan bir hekim olmadan önleyici tıp veya tedavi hizmetlerinizi alabileceksiniz. Dünyanın birçok ordusu tarafından savaş robotları, silah teknolojileri, hatta insan uzvu yenileme (regeneration) çalışmaları resmi olarak yapılıyor. Sürücüsüz araçları, droneları ve Siri gibi özel asistanları saymıyorum bile.

Örneklerden açıkça görülebileceği gibi yok olacak demek belki iddialı olacak, fakat insani iş gücü ihtiyacının çok çok azalacağını söylemek bir kehanet olmaz.

‘’Her 20 yılda başka bir meslek öğreneceğiz’’

Prof. Dr. Ethem Alpaydın: Robotlar zekileştikçe insanların daha da zeki olması gerekecek. Örneğin kendi kendini kullanan otomobiller çıkınca şoförlük diye bir meslek kalmayacak. Artık insanların para kazanabilmek için çok daha karmaşık, hep aynı biçimde tekrarlanan işler yerine daha çok yaratıcılık isteyen işlere yönelmesi gerekecek, bu da daha çok bilim yapmak ve eğitim sürelerinin uzaması demek. Dünya hızla değişirken artık yirmili yaşlarımızda öğrendiğimiz mesleği emekli olana dek kullanamayacağız. Bence 15, en geç 20 yıl içinde tüm araçlar insansız olacak; demek ki şu anda bu işle hayatını kazanan insanların (ülkemizde sanırım böyle birkaç yüz bin insan vardır) 15-20 yıl içinde yeni bir meslek öğrenmesi ve devletin bunu sağlamak için programlar başlatması gerekiyor. Belki gelecekte her 20 yılda bir başka bir meslek öğrenmemiz gerekecek.

‘’Robotlar özel yaşamın gizliliği göz önüne alacak şekilde tasarlanmalı’’

Robotların hayatımıza bu kadar hızlı biçimde dahil olmasıyla birlikte başta güvenlik konuları olmak üzere sosyal yaşam, hukuk gibi farklı alanlara dair de çeşitli tartışmalar gündeme geliyor. Robotların etik kurallarla donatılması gerektiği konusunda uzmanlar görüş birliği içinde. Robotlara dair etik kurallar nasıl oluşturulabilir? Sağlık sektöründe, yaşlı bakımında kullanılmakta olan asistan robotlar veya insansız araçların yol açabileceği sorunlar söz konusu olduğunda pek çok soru işareti beraberinde geliyor. Burada ideal bir hukuki ve etik düzenleme nasıl olmalı?

Prof. Dr. Cem Say: Bilimkurgucu Isaac Asimov'un geçen asırda formüle ettiği ve robotların asla ihlal edemeyeceği temel kurallar olarak beyinlerine yerleştirileceği öngörülen "Robotik Yasaları"ndan bu yana bu konu gündemde. Üzerinde anlaşmak zor olacaktır ama sözgelimi uluslararası bir hukukçu, felsefeci ve mühendis ekibi bu tür bir liste yapıp uluslararası bir sözleşmeye dönüştürebilir. Sorun bunun ihlal edilebilirliği.

Yaşlı bakımı yapan insanlar için yerleşik beklentiler mevcut olduğundan robot öncelikle onlara tümüyle uymalı. Burada ilginçlik robota has yeni kabiliyetlerden kaynaklanıyor. Sözgelimi bir insan bakıcının aksine robot bakıcı işini yaparken evdeki tüm görüntü ve konuşmaları kaydedebilir ve hatta teknik nedenlerle bunları başka bir merkeze göndermesi gerekebilir. Burada veri güvenliği, mahremiyet gibi sorunlar çıkacaktır.

Prof. Dr. Levent Akın: Etik konusunda dünyada uzun süredir çalışmalar yapılmakta. Bu konuda yapılmış birkaç AB projesi var. Ayrıca Güney Kore’de bu konuda bir taslak çalışma hazırlanmış olup bu çalışmada sadece insanları değil robotları da gözeten ilkeler yer almaktadır. Birkaç ay önce İngiltere’de BS 6811 “Robotlar ve Robotik Araçlar: Robotların Ve Robotik Sistemlerin Etik Tasarımı Ve Uygulamaları Rehberi” başlıklı bir standart yayınlandı. Bu standardın hazırlanma amacı potansiyel etik zararı belirleme konusunda rehberlik etmek ve güvenli tasarım, koruyucu önlemler ve robotların tasarımı ve uygulamasıyla ilgili bilgi sağlamak ve robotların kullanımı ile ilgili etik tehlikeleri açıklamak ve bu etik tehlikelerle ilişkili riskleri ortadan kaldırmak veya azaltmak için rehberlik sağlamaktır. Burada gözetilmesi istenen ana sosyo-etik ilkeler; herhangi bir robot ve davranıştan kimin sorumlu olduğunu bulmak mümkün olmalı, robot özel yaşamın gizliliği göz önüne alacak şekilde tasarlanmalı, nihai karar verici her durumda insan olmalı, istihdam ve çevresel faktörler göz önünde bulundurulmalıdır.

Prof. Dr. Ethem Alpaydın: İnsansı robotlar yeni bir konu ama insan hayatını etkileyen makineler zaten var. Uçaklarda otomatik pilotlar var, fabrikalarda otomatik kontrol sistemleri var, şu anda insanların kullandığı otomobillerin çoğu parçasının içinde bile şimdiden programlanmış bölümler (ABS fren sistemleri gibi) var. Dolayısıyla bu o kadar da yeni bir sorun değil. O sistemlerde bir hata olduğunda nasıl üreten firma sorumlu oluyorsa robotlar için de öyle olacak. Çünkü robotlar da yine belli bir işi yerine getirmek için üretilen makineler olacak, belki gittikçe daha esnek ve daha becerikli olacaklar ama sonunda insan tarafından tasarlanan makineler olacaklar. Ayrı bir tür gibi aramızda dolaşan, bizlerle birlikte yaşayan ve birey olarak kendi hakları ve sorumlulukları olan robotlar daha uzun bir süre yalnızca bilim-kurgu hikâyelerinde kalacak. Hatalı üretilen bir uçak kaza yaptığında nasıl bir adli süreç geçerliyse insansız bir araç kaza yaptığında da aynı süreç geçerli olacak.

Hukuk bu yeni gerçekliği düzenlemek zorunda

Burçak Ünsal- Cihazları zeki hale getiren algoritmalar, sensörler, analitik hesaplama sistemleri ve iletişim sistemleridir. Bu teknoloji aynı denizin sonsuz hareketinin ürünü olan yeni bir dalgadır. Hayatın her yönünü temelden etkileyecek bu teknoloji dalgası varken ve bu hızda ilerlerken, buna mütekabil bir hukuki düzenleme yapılamaması kesinlikle düşünülemez.

Hukuki düzenleme olmazsa menfaatleri çatışan “üretici”, “hizmet veren”, “birey”, “toplum”, “devlet” öbeklerinin yükümlülük ve haklarını tesis edemez ve dağıtamayız, teknolojinin gelişmesi için gerekli kamu teşviklerini ve özel yatırımları düzenleyemeyiz, vergilendiremeyiz, maddi ve gayrı maddi zararların önlenmesi için tedbir alamaz, ortaya çıkarsa tazmin edemeyiz.

Tanımını yapamadığımız bir olgunun veya durumun hukuki düzenlemelerini de yapamayız. İlk büyük zorluk ise “yapay”ın değil “zekânın tanımını yapmaktır. Bu tanımı tartışabilmek, yapabilmek, bu çatışan menfaatleri hakkaniyete uygun ve gelişmeyi mümkün kılabilecek şekilde düzenlemek için bu konu ile uğraşan hukukçuların, bakanlıklar, BTK gibi düzenleyici kurumların ve nihayet kanun koyucusunun (meclisin) en azından ilgili komisyonlarının teknik eğitimleri ve yeterlilikleri, konuyu yakında takip ediyor olmaları ve felsefi yaklaşımlarının sofistike olması gerekir.

Yapay zekâ derken insanın ve doğal bir organizmanın değil de, (modifiye biyolojik materyal tartışmalarını bir yana koyarsak) gayritabii ve “şimdilik” cansız bir sistemin verileri ve şartları hesaplayarak, belli bir amacın oluşmasını sağlamak üzere (kasten) bir tercih yaparak, bir fiil ortaya koymasından yani bir “iradeden” bahsediyoruz.

Yapılması gereken ama hukuki ve felsefi olarak yapmakta zorlandığımız şey zekâ ve dolaylı olarak irade, kavramlarını insan zekâsından ayıramamak. Aslında bu beceriksizlik yeni değil, zira insan bunu diğer akıllı organizmalara yaklaşımında dahi beceremedi.

Şimdi ortada, insanın yapamadığını yapan, insanın yaptığını da daha iyi ve verimli şekilde yapabilen, yine insan tarafından yaratılmış bir gerçeklik var ve hukuk bu gerçekliği düzenlemek zorunda.

Tabii bu olguların hukuki düzenlemelerini ilk yapanlar, hatta yapay zekânın hukuki gerekçelendirmede kullanılmasına ilişkin bilişimin alt dalı olarak ilk deneyleri ve bilimsel yayınları yapanlar da teknolojiyi de ilk geliştirenler oluyor. Nitekim yapay zekânın hukuken düzenleme meselesi ile ilgili ilk makalelerden biri Stanford Law Review’da Buchanan ve Headrick tarafından 1970’de yayınlanmıştır[1]. Bunun hemen ardından ortaya çıkarılan Taxman Sisteminin sonuçları 1977’de Harvard Law Review’da yayınlanan McCarty’nin Yapay Zekâ ve Hukuki Gerekçelendirme Üzerine Bir Deney isimli makalesi ile tartışmaya sunuldu[2].

70’lerden bu yana takip etmesi dahi çok zor bir hızla hem teknoloji, hem de hukuk gelişti. Bugün artık yapay zekâ, robot teknolojiler, insan klonlanması, IoT gibi konularda üretici sorumluluğu, kullanıcı sorumluluğu, tüketici hakları, güvenlik, teşvik, frekans/numaralandırma tahsisleri (imtiyaz sözleşmeleri), kullanım alanları ve sınırları gibi noktalar hukuken tartışılıyor[3], tanımlanıyor hatta en başta ABD[4], AB[5], Japonya[6] ve diğer teknoloji geliştiren ülkelerde[7] spesifik olarak kanun koyucuların önüne getiriliyor veya düzenleniyor[8].

AB 1,5 milyar Avro’luk iki yıllık RoboLaw projesini Mayıs 2014’te tamamlayarak temel prensiplerini hazırladı[9]. Japonya’da hükumetler başta robot teknolojileri ve diğer ileri teknoloji çalışmaları ile Japonya’yı kalkındırmaya yönelik resmi adımlar atarak, hukuki düzenlemeler getirdiler ve hem teknolojik çalışmalarda, hem de bu konunun hukuki alt yapısı noktasında özgün çalışmalar yaparak liderliğe oynamaktalar[10]. ABD, bu konu hakkında da yapılan muteber hukuki tartışmalar ve yayınlar bakımından çok zengin[11].

ABD’de ve AB’deki hukuki düzenlemeler

Yüksek teknolojinin ayrılmaz parçası olan yaşam bilimleri ve buna ilişkin durumda da durum farklı değil. 1997 yılında ABD’de biyolojik olarak iki değil üç ebeveynli ilk çocuk dünyaya geldi. Cytoplasmic transfer denen ve asıl annede bulunan genetik mitokondriyal bir hastalığın in vitro tedavisi yöntemiyle sağlıklı bir kadının yumurtasının cytoplasma’nın anneye enjekte edilerek annenin yumurtasının döllenmesinin sağlandığı bu teknik, 2001 yılında ABD’de yapılan bazı düzenlemelerle ahlaki, hukuki ve bazı riskler sebebiyle yasaklandı. Oysa Birleşik Krallık bu üreme tedavisine hep devam etti ve 2015 senesinde yasal temeline de kavuşturdu. Bu sayede bu tür bilimsel çalışmalarda ve fonlamalarda Birleşik Krallık rekabetçi bir avantaj elde etti.70 ülke tarafından üretimsel amaçlı insan klonlanması kanunlarla yasaklandı. Ancak rejeneratif tıp ve kök hücre araştırmaları gibi tedavisel amaçlı insan hücresi klonlanması hemen hepsinde yine yasal olarak mümkün.

Avrupa Birliği İnsan Hakları ve Dirimsel Tıp Konvansiyonu bir ek protokolü ve AB Temel Haklar Bildirgesi ile insan klonlanmasını yasakladı. Ancak bu yasağı iç hukukuna sadece üç üye ülke (Yunanistan, İspanya, Portekiz) geçirse de Temel Haklar Bildirgesi Lizbon Anlaşması uyarınca tüm üye ülkeler bakımından bağlayıcı.

ABD’de insan hücresi klonlanması çalışmaları için federal mali kaynak sağlanması 2010 yılında yasaklanarak, devlet desteği ile bu çalışmaların yapılmasının önüne geçildi. Özel üniversiteler ve kurumlar bu çalışmaları kendi mali kaynaklarıyla sürdürüyor. Bu uygulamayı yasaklayan federal bir yasa ise geçmedi. Buna mukabilen 15 eyalet, kendi kanunlarıyla üretim amaçlı insan klonlanmasını yasakladı.

Birleşmiş Milletler nezdinde ise üyesi olan bazı ülkelerin sadece üretim amaçlı değil, tedavisel amaçlı olanlar da dahil her türlü insan klonlanması çalışmasının yasaklanmasını istemesi sebebiyle bir uzlaşma olamadı. Ancak BM, 2005 yılında bağlayıcı olmayan İnsan Klonlaması Bildirgesi yayınlayarak insanlık onuruyla bağdaşmayan tüm insan klonlaması uygulamalarının yasaklanması yönünde çağrı yaptı.

İnsansız savaş gücü, savunma sanayisinde robot teknolojileri

Robot teknolojilerinin en sık kullanıldığı alanlardan biri de savunma sektörü. 2012’de Human Rights Watch, ‘’Losing Humanity: The Case Against Killer Robots’’ başlıklı bir rapor yayınlayarak kendi kendine çalışabilen silahların geliştirilmesi, üretilmesi ve kullanımının yasaklanması yönünde ülkelere çağrı yaptı. Savunma sanayi alanındaki ar-ge çalışmalarının kısıtlanmasının robot teknolojileri üzerinde olumsuz etkisi olur mu?

Prof. Dr. Cem Say: Bu tür yasakların bir tek yasakları uygulamayanlara faydası olur. Bu nedenle de koyulsalar bile uygulanacaklarını sanmıyorum.

Prof. Dr. Levent Akın: Şu anda askeri uygulamaların dışındaki ar-ge çalışmaları çok hızlı ilerliyor, çok kısa süre öncesine kadar bilimkurgu olarak nitelendirebileceğimiz teknolojiler ve uygulamalar kullanıma sunulmakta. Kendi kendine çalışabilen silahlar konusundaki araştırmaların kısıtlanmasının sivil uygulama alanlarındaki çalışmalar konusunda olumsuz bir etkisi olacağını düşünmüyorum.

Prof. Dr. Ethem Alpaydın: Elektronik ve bilgisayar sektörünün son yetmiş yılda bu kadar hızlı gelişmesi biraz uzay araştırmaları, daha çok da savunma sanayi sayesinde oldu. Örneğin, İnternet’in atası sayılan ARPANET ağı, ABD Savunma Bakanlığına bağlı Advanced Research Projects Agency (ARPA) sayesinde kuruldu. Robot ve ilgili teknolojiler de bugün savunma sanayi tarafından destekleniyor. Bunun yasaklanmasının gerçekleşebileceğini pek sanmam, insanlar savaşmak isterse ellerine geçen ne varsa kullanacaklardır.

‘’Robotların sadece tehlikelerini düşünmek haksızlık’’

Dünyada bu konuda ne gibi düzenlemeler gündemde? Türkiye bu çerçevede dünyadaki bu tartışmaların neresinde?

Prof. Dr. Cem Say: Bildiğim kadarıyla Dünya bu konuda "konuşmamız lazım" aşamasında. Türkiye’de bu konuda bir çalışma varsa da ben duymadım.

Prof. Dr. Levent Akın: AB’de Robolaw projesi ile robot uygulamaları ile ilgili hukuki ilkelerin düzenlenmesi konusunda çalışma yapılarak AB Parlamentosuna kanun hazırlanmasında dikkat edilecek konuları içeren bir rapor sunuldu. Rapor genel anlamda sağlık, güvenlik, çevre kuralları ve kişisel verilerin korunması düzenlemelerini kapsıyor. ABD’de hukuki çerçeve konusunda bazı çalışmalar olmakla birlikte daha geriden geliyor. Türkiye’de benim bildiğim kadarıyla henüz bu konuda bir çalışma yok.

Prof. Dr. Ethem Alpaydın: Son birkaç yıldır yapay zekânın tehlikelerine dikkat çeken insanlar çoğalıyor, ama bence öyle bir tehlikeden çok uzağız. Terminatör filmleriyle büyümüş bizlere bu olasılık çok çarpıcı geliyor ama bence bu çok abartılıyor. Bir gün uyandığımızda aniden kendimizi insan kadar, hatta insandan daha zeki robotlarla çevrili bulmayacağız. Her teknoloji gibi yapay zekâ da küçük adımlarla ilerleyecek, biraz daha zeki sistemler hayatımızı biraz daha kolaylaştıracak. O yüzden olumlu yanlarını unutup yalnızca olası tehlikeleri düşünmek haksızlık olabilir. Türkiye’de benim bildiğim kadarıyla bu konu henüz tartışılmıyor.

Burçak Ünsal- Ülkemizde 2000’li yılların başından beri, hatta bu OHAL dönemi içinde dahi ARGE faaliyetlerinin finanse edilmesi ve önünün açılması için teknoparkların açılması, kuluçka merkezlerinin ve hızlandırıcılar kurulması, girişim ve küçük yatırımcı (melek yatırım) eko-sisteminin desteklenmesi, elektronik ticaret ve dijital alanın ticari ve toplumsal hayata daha çok fayda sağlaması amaçlı mevzuatlar yapılıyor ve fonlar sağlanıyor.

Yıllardır bilgi toplumu olabilmek için planlar yapılıyor. Ancak uygulamanın amaca uygunluğu ve etkinliği ve elde edilen sonuçlar arzu edilen yerde değil. Bizim gibi konuyu profesyonel ve akademik olarak yakın takipte tutarak, tartışma zemini oluşturmak için hukuki tanım ve düzenleme teklifleri sunan kimseler varken, ülkemizde ne yazık ki arzu edilen, teknoloji devrimini yakalamamız için eğitim kurumlarımızın, girişimcilerimizin ve yatırımcılarımızın önünü açacak etkin ve ciddi çalışmalar olduğunu söylemek güç. Bu vesile ile bu çalışmaların ve uygulamaların çağrısını bir kez daha yapıyorum.

Haber: Ö. Duygu Durgun- Gökçe Büyükbayrak (Kurumsal İletişim Ofisi)

Bahsi geçen kaynaklar:

[1] https://www.jstor.org/stable/1227753?seq=1#page_scan_tab_contents

[2] http://www.cs.rutgers.edu/~mccarty/research/hlr77.pdf

[3] https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2609777

[4] https://artificialintelligencenow.com/media/documents/AINowSummaryReport...

[5] http://www.europarl.europa.eu/sides/getDoc.do?pubRef=-//EP//NONSGML%2BCO......

[6] http://www.kl.i.is.nagoya-u.ac.jp/jurisin2016/

[7] https://cs.stanford.edu/people/eroberts/cs181/projects/2010-11/Computers......

[8] http://apps.americanbar.org/dch/committee.cfm?com=ST248008

[9] http://www.robolaw.eu/

[10] http://link.springer.com/article/10.1007/s00146-015-0628-1

[11] https://papers.ssrn.com/sol3/cf_dev/AbsByAuth.cfm?per_id=235051.

Share