İnşaat mühendisliğinin temelinde etik değerler ve geleceğinde yetkin mühendislik olmalı

Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’ne geçtiğimiz yıl Mayıs ayında katılan öğretim üyesi Zeynep Yıldırım, ABD’de özel sektörde inşaat mühendisliğinin temel alanlarında edindiği deneyimleri akademiye aktarıyor. Doktora ve doktora sonrası araştırmalarını ABD’de Purdue Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra uzun yıllar Geoteknik Danışmanlık şirketlerinde mühendislik projelerinde görev alan Yıldırım, 2015’ten itibaren akademik çalışmalarına ağırlık verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesi’ne katılan Yıldırım’dan yürütmekte olduğu projeler hakkında bilgi aldık.

Sizi tanıyarak başlayalım mı?

İlk, orta ve lise eğitimimi TED Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra inşaat mühendisliğinde lisans ve yüksek lisans derecelerimi İstanbul Teknik Üniversitesi’nden, doktora derecemi ise 2009 yılında Purdue Üniversitesi’nden aldım. Endüstriyel yan ürünlerin ve atık kategorisinde değerlendirilen malzemelerin yeniden kullanılması üzerine çalışmalar yaptım. Sanayinin bir yan ürünü olan çelik cürufunun zeminde kullanılması ve geoteknik açısından değerlendirilmesi üzerine yaptığım çalışmam bu konudaki ilk çalışmalardan biri oldu. Doktora çalışmalarım sırasında Ross (2004) ve Blisland Dissertation (2009) Fellowship burslarına layık görüldüm. 2010 yılında doktora sonrası araştırma görevlisi olarak Purdue Üniversitesi’nde Indiana Eyaleti Karayolları (INDOT) tarafından desteklenen çeşitli araştırma ve uygulama projelerini yürüttüm. 2010-2011 yılları arasında Virginia’da atık gömme sahalarının ve istinat yapılarının  tasarımı, inşaası ve kalite kontrolüyle ilgili çeşitli projelerde mühendislik yaptım. 2011-2015 yılları arasında Houston, Texas’daki projelere ek olarak, Kanada, Rusya ve Alaska gibi dünyanın çok çeşitli yerlerinde bulunan birçok uluslararası petrol ve doğalgaz projesinin mühendislik tasarımı ve yapımı için danışmanlık desteği verdim. Profesyonel (Yetkin) Mühendislik lisansımı 2013 yılında aldım. Mart 2015’te Türkiye’ye dönerek bir Vakıf Üniversitesi’ne ait İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde kurucu öğretim üyesi olarak çalışmaya başladım. 2019 Mayıs ayından itibaren Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde çalışıyorum. American Society of Civil Engineers (ASCE) İstanbul Grubu’nun Başkanlığı’nı 2017 yılından ve H2020 Avrupa Birliği ITN Projelerinde eksperlik görevimi de 2015 yılından beri sürdürüyorum.

Siz alanınızda hem sahada özel sektörde çalıştınız; danışmanlık verdiniz hem de akademide görev aldınız; bu iki alan birbirini nasıl etkiledi? 

Doktora sonrası araştırma dönemimde gerçek mühendislik problemlerini görmenin, endüstri tecrübesinin akademi için de önemli olduğunu fark ettim. İlk işimde ağırlıklı olarak çevre geotekniği konusunda atık sahalarının tasarımı, geosentetiklerin sahada uygulaması ve kontrolüyle ilgilendim, bu konunun ülkemiz için de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Daha sonraki yıllarda da daha çok enerji sektörüne ait karada ve yakın-kıyıda planlanan endüstriyel tesis projelerinde geoteknik mühendisliği problemleriyle ilgili çalıştım.

Özel sektörde deneyim kazandım ancak bu süreçte de akademiyle bağlantımı da koparmadım. Bu iki alan aslında birbirini çok iyi besliyor, çünkü gerçek mühendislik problemlerinin tespiti projelerde çalışınca daha kolay ve bu problemlerin çözümüne akademik araştırmalarla destek vermek mümkün. Geoteknik yapıların ekonomik ve çevreyle uyumlu tasarımına yönelik akademik çalışmalar yapıyorum.  Amerika’da inşaat sektöründe imza yetkisine sahip olmak için en az iki aşamalı ciddi sınavlardan geçiriliyorsunuz. Eyaletten eyalete değişmekle beraber eğitiminize ek olarak 2-5 yıl arası tasarım tecrübeniz olması gerekiyor ve bu deneyim sırasında da başka bir Profesyonel Mühendisin denetimi altında çalışma şartı var. Özel sektör deneyimim sırasında 2013 yılında Texas Profesyonel Mühendisler ve Topoğraflar Birliği (TBPE) tarafından yetkin mühendislik lisansımı aldım ve imza yetkim oldu.

Yetkin mühendislik sistemi

ABD’de çalışırken bazı sınavlar ardından mühendislik imza yetkisi verildiğinden bahsettiniz. Türkiye’de de böyle bir uygulama var mı?

İnşaat Mühendisleri Odası’nın bu konuda çalışmaları var ama tam olarak işleyen bir sistem olduğunu söyleyemeyeceğim. Bildiğim kadarıyla son mevzuata göre kısa eğitim sonrası kurs belgeleri veriliyor ancak sistem yetersiz. Örneğin geoteknik mühendisliğinde uzmanlaşmamış mühendisler de şu anda bu konuda imza atabiliyorlar. Amerika’da ise yalnızca uzmanı olduğunuz alanda ve lisansınızı aldıktan sonra imza atabilirsiniz. Profesyonel mühendis olduktan sonra imzanız ya da isminiz tasarımda geçen tüm projelerden de sorumlu tutulursunuz.

Ülkemizde de gelecekte doğru projelendirme ve yapım süreçleri için yetkin mühendislik sisteminin doğru işlemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yıl yaşanan Elâzığ depreminden sonra yapılan incelemeler bile buna işaret ediyor. Sadece akademik bilgi de yeterli değil, akademik birikimin tecrübeyle harmanlanması da önemli.  Analiz sonuçlarını doğru değerlendirip yanlışa işaret edebilecek tasarım mühendislerinin işin içinde görev alması lazım. Amerika’da bu işin uygulama boyutunu gördükten sonra, proje kadar saha uygulaması ve kalite kontrolünün de bir o kadar önemli olduğunu düşünüyorum. 

Peki, 11 seneden sonra yurtdışından Türkiye’ye geri dönüş kararınız ve Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya başlamanız nasıl gerçekleşti?

Ülkeme dönüş fikri bende hep vardı. Tüm deneyimler sonrasında temelde ailemi, buradaki yaşayışı, akademik hayatı özlediğim ve edindiğim tecrübeyle yapmak istediklerimi profesyonel mühendis olarak Türkiye’de de gerçekleştirmek isteğiyle döndüm. 2015 yılında bir Vakıf Üniversitesi’nde çalışmaya başladım ve TÜBİTAK 2232 Yurda Dönüş Bursiyeri olarak Türkiye’deki ilk araştırma projemi yürüttüm. Bu proje, Amerika’daki çalışmalarımın devamı niteliğindeydi ve cüruftaki şişme probleminin çözümü üzerine yoğunlaştığım bir çalışmaydı. Türkiye’de çıkan iki farklı çelik cürufunun şişme özelliklerini inceledim ve yurtdışındaki malzemelerle aralarındaki farklılıkları da tespit etmek üzerine deneysel çalışmalar yaptım. Şu sıralarda bu projenin sonuçlarına dayanan yayınlarla uğraşıyorum. Geçen yıl Mayıs ayından itibaren Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Boğaziçi Üniversitesi gibi araştırma konusunda lider ve özgürlükçü bir kurumda çalışabildiğim için çok şanslı hissediyorum.

‘’Çelik cürufunun verimli kullanımı doğal kaynakların harcanmaması açısından önemli’’

Çelik cürufuyla ilgili projeniz hakkında biraz daha bilgi alabilir miyiz?

Türkiye çelik üretimi konusunda Dünya’da önde gelen ülkelerden biridir. Bir ton çelik ürettiğimizde yaklaşık 100-200 kg kadar da çelik cürufu elde ediyoruz. Kullanılamayan çelik cürufu ciddi rakamlara ulaşıyor,  üretim sahalarında depolanıyor ve hatta bazen kontrolsüzce gömülüyor. Bu durum çevresel bir sorun da teşkil ediyor. Bu bakımdan çelik cürufuna geoteknik uygulamalarda değer kazandırılması doğal kaynakların harcanmaması açısından da önemli.  Bu malzeme inşaat mühendisliği için bir yandan da zor da bir malzeme çünkü suyun varlığında şişme özelliği gösteriyor. Doktora ve doktora sonrası bu malzemenin zemin uygulaması konusunda yaptığım çalışmalarla çelik cürufu 2015 yılında Indiana’da karayollarının standartlarına girdi.

Boğaziçi’nde hangi alanlara odaklanıyorsunuz?

Araştırma alanlarımın başında sürdürülebilir geo- malzemeler ve çevre geotekniği gelse de,  derin temeller, zeminlerin iyileştirmesi, geosentetik istinat yapılarının sismik performansı konularında da çalışıyorum.

Bu dönem Boğaziçi Üniversitesi’nde lisans seviyesinde temel mühendisliği ve yüksek lisans seviyesinde ileri temel mühendisliği derslerine giriyorum. Bundan sonraki süreçte de sürdürebilir malzemelerin geoteknikte kullanılmasıyla ilgili bir ders ve yine deneyimlerimi aktarabileceğim geoteknik tasarıma yönelik dersler geliştirmeyi planlıyorum. Yakın zamanda başvurma hazırlığında olduğum (Start-up projesi) doğal ve insan yapımı şevlerin yükler altında davranışı ve stabilizasyonu üzerine. Bu proje sayesinde stres deformasyon analizlerini ve yapı-zemin etkileşimini sonlu elemanlar yöntemi kullanarak modelleyebildiğimiz, çok sayıda öğrenicinin de bu programlara erişimini sağlayacak nümerik bir laboratuvar kurmayı planlıyorum.

American Society of Civil Engineers (ASCE) İstanbul Grubu’nun Başkanlığı üstleniyorsunuz, bu kapsamda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

ASCE öğrenci kulüplerinin kurulmasını ve devamlılığını destekliyoruz. Öğrencilerimizin bu dernekle bağlantılarımız sayesinde ABD’de değişim programlarına katılma ve konferanslara gidebilme şansları olabiliyor. Sadece öğrenciler için değil uzman çalışanlar için de faaliyetlerimiz oluyor. Uluslararası platformda mühendislik veya mühendislik araştırması yapan konuklarla teknik seminerler ve söyleşiler düzenliyoruz. Bu açıdan ileride yetkin mühendislik için gerekli olacak profesyonel eğitim seminerlerini de yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bu etkinliklere Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri de katılıyor. Öğrencilerimizin inşaat mühendisliğini sahiplenmesi anlamında bunun önemine inanıyorum.

‘’İnşaat Mühendisliği medeniyet mühendisliğidir’’

Türkiye’de son beş yılda 3.köprü ve yeni havalimanı gibi hayata geçen büyük projeler söz konusu. İnşaat odaklı bir kalkınma modelinde temel mühendislik yaklaşımı nasıl olmalı?

Son yıllarda çok büyük projelerin yapılması kalkınma açısından faydalı ve Türk inşaat mühendisliği için de önemli. Ancak inşaat projelerinin çok yönlü, çok disiplinli çalışmalarla ele alınması da bir o kadar önemli. Örneğin, çevre etkilerinin her yönüyle anlaşılması bu büyük projelerin doğru değerlendirilmesi için büyük önem arz ediyor. Benzer şekilde kentsel dönüşümde binaların dış mimarisi ile ilgili standartların belirlenmesi ve tarihi binalara çok özen gösterilmesi gerek. Doğru ve etik yapılmayan işler faydadan çok zarar getirebiliyor. Özellikle insan sağlığı ve çevreyle iç içe olan inşaat mühendisliğinde etik temel bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Farkındalık yaratmak için, bölüme yeni başlayan öğrencilere soruyorum:  “Buradan mezun olduktan sonra inşaat mühendisi olacaksınız, sorumluluğunuzun farkında mısınız?” Bu bir sorumluluktur bunun farkında olmak gerekiyor. İnşaat mühendislerinin her zaman toplumun iyiliğini ve çıkarlarını korumak yönünde kararlar vermesi gerekiyor.

İnşaat mühendisliği medeniyet mühendisliğidir, bu açıdan her zaman geçerliliği olan, devam edecek bir meslektir. Medeniyet ve kalkınma tabii ki tüm yaşam sistemlerini ve insanın bu sistemlerle ilişkisini de kapsıyor; bu açıdan trafik yoğunluğu ve modellemesi de akıllı proje yönetimi de çevresel sürdürülebilirlik de, iş sağlığı ve benzeri birçok inter-disiplinler konu da inşaat mühendisliğinin alanına giriyor. Her sektörün yaşadığı iniş ve çıkışlar bu sektörde de mevcut, ancak öğrencilerimiz çok yönlü yetişiyor ve çok çeşitli sektörlerde güzel işler yapıyorlar. Piyasa nasıl olursa olsun kişi yaptığı işe değer kattığı sürece mutlaka değer bulur, ben buna inanıyorum.

 

 

 

 

 

Share