''Global düşünen bireyler yetiştirmek için yabancı dil eğitiminde reform gerekiyor''

Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Aylin Ünaldı, Türkiye’deki yabancı dil eğitiminin temel sorununun bu alana yeterli değerin verilmemesi ve yatırım yapılmaması olduğunu belirtiyor.

Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Aylin Ünaldı lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Eğitimi bölümünde tamamladı; ardından yüksek lisansını İngiltere’deki University of Reading’de uygulamalı dil bilimi üzerine yaptı. Birinci doktorasını Boğaziçi Üniversitesi’nde Yabancı Dil Eğitimi, ikinci doktora derecesini de University of Bedforshire’da İngilizce Öğrenme ve Değerlendirme Araştırma Merkezi’nden alan Ünaldı, Türkiye’deki yabancı dil eğitiminin temel sorununun bu alana yeterli değerin verilmemesi ve yatırım yapılmaması olduğunu belirtiyor.

Aylin Ünaldı ile IETLS ve TOEFL gibi ölçüm sistemlerini ve yabancı dil eğitiminde çözüm bekleyen sorunlar üzerine konuştuk.

Yabancı dil öğrenmek için en önemli kriterler nelerdir?

Dil öğrenmedeki en önemli kriter dile maruz kalmak, o dili kullanmaktır. Dili kullanabildiğiniz sürece öğrenirsiniz. Dil zamanla biriken ve gelişen bir kabiliyettir. Dolayısıyla kısa zamanlara yoğun olarak sıkıştırıldığında öğrenme verimli olamayabilir. Dil öğrenimi devamlılığı olan bir eylem olmalıdır. Yetinin içsel olarak gelişmesi gerekir ve dil öğrenmeye küçük yaşlarda başlanmalıdır.

Dil öğrenimi neden küçük yaşta başlanmalıdır?

Küçük yaşlarda başlamanın birçok avantajı vardır. Doğduğumuzda en çabuk gelişen yetimiz dil öğrenme yeteneği. Sonrasında öğrenme yetilerimiz nitelik ve nicelik değiştiriyor.

O yüzden, dil öğrenimi üniversite dönemine bırakılabilecek bir şey değildir. Bugün üniversiteyi kazanan öğrencilerin önemli bir bölümü 18 yaşına kadar hiç İngilizce öğrenmiyor. Bu öğrencilerin bir sene içinde başlangıç seviyesinden başlayıp İngilizce öğrenmeleri elbette beklenemez. Öğrenebilen küçük bir azınlık da olağanüstü çaba harcamış özel öğrenciler oluyor.

Hâlbuki öğrenci üniversiteye geldiğinde o dilde bilim üretebilecek rahatlığa sahip olmalıdır ya da bu düzeye bir senede erişebilecek kadar alt yapısı olmalıdır. British Council’in kısa bir süre önce yayınladığı bir raporda Türkiye’de İngilizce eğitim veren üniversitelerde aslında bu eğitimin başarılı olmadığı belirtiliyor. Biz de Boğaziçi Üniversitesi olarak İngilizce eğitimin kalitesini yüksek tutmanın zorlu savaşını veriyoruz. Bu çaba büyük fedakârlıklar gerektiriyor.

Ocak ayında basında yer alan bir habere göre IELTS sınavında Türkiye Avrupa’nın epey gerisinde, 39 ülke arasında 23. olmuşuz. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Ben sıralamamızın 23’e bile çıktığına şaşırıyorum. İnsanlar TOEFL ve IELTS’e genellikle yabancı dil eğitimi veren kurumlarda okumak için veya çalışmak için giriyor. Bu da çok eğitimli bir kesimin sınavlara girdiği anlamına gelir. Genele yayıp düşünülürse 23’ün de altında çıkabiliriz bence. Örneğin, PISA sınavlarının sonuçlarına bakınca sıralamalarda sondayız. Dil öğretmenin optimum şartlarını sınıflarda sağlamak için biz dilciler senelerdir tavsiyeler veriyoruz. Bunlar başta iletişimsel metotları kullanabilecek öğretmenler yetiştirmek, öğretmenlerin kendi İngilizcelerinin belli bir seviyede olmasını sağlamak ve İngilizce eğitiminin devamlılığını sağlamaktır. Türkiye’de ise eğitimde önem verilen nokta farklı. Bizim daha yerel kaygılarımız var. Global, 21. yüzyıl yetilerine sahip insanlar yetiştirmeye odaklanmıyoruz. Bu yüzden de evrensel eğitim prensipleri değil, gündelik politikalar belirliyor eğitimde nelere önem verileceğine ve nelere yatırım yapılacağına… Bugün insanlar devlet liselerinden mezun olup İngilizce konuşamıyorlarsa bunun sebebi yabancı dile yeterli önemin verilmeyip yeterli yatırımın yapılmamasıdır. Eğer İngilizce önemli bulunsaydı eğitimde çeşitli yerlerde kilit noktası olurdu.

Türkiye’deki dil öğrenimini geliştirmek için önerileriniz nedir?

Yukarıda bahsettiğim önerilerin yanı sıra, bir diğer önerim kur sistemi. İngilizce dersleri diğer derslerden çok farklı bir şekilde programlanmalıdır. Öğrenciler kendi seviyelerine uygun İngilizce görmelilerdir. Bir öğrenci birinci seviyedeyse ve gereken sınavı geçemiyorsa geçene kadar o seviyede kalmalı, gerekirse o seviyede mezun olmalı. Seviye atlanması için gereken sınav ise merkezi ve ulusal ama iyi kalite bir sınav olmalı. Mesela özel okullarda uygulanan Cambridge sınavları, küçük yaştan başlayarak liseye kadar bir dizgi halinde öğrencilerin yaşı ve bulunduğu konum gibi faktörler hesaplanarak hazırlanan sınavlardır. Özel okullar seviyelerini belirlemek için gayri resmî olarak Cambridge’in PET, KET gibi sınavlarını kullanıyorlar. Ülkede başka bir sınav sistemi olmadığı için de parası yeten okullar sadece bunun gibi uluslararası sınavları kullanabiliyor.

Ülkemizde de öğrencilere senede 3-4 defa sunulan ve öğrencilerin kendi okullarındaki bir üst seviyeye geçip geçemeyeceklerini belirleyen bir sınavlar dizisi olmalı. Sınavlar seviyelere göre, iletişimsel İngilizcenin ölçülebileceği şekilde düzenlenir ve yapılandırılırsa, sınıflarda yapılan öğretim ve öğretmen eğitimi üzerinde çok olumlu gelişmeler izleyebiliriz.

Bunun, lise sona kadar çok az şey öğrenerek gelen bir öğrencinin, aslında ona göre gayet karmaşık olan lise son İngilizce müfredatından hiçbir şey öğrenmeden mezun olmasından daha yararlı bir sistem olduğunu düşünüyorum. Güncel sistemde insanlar İngilizce bilmeden liseden mezun oluyor, hak ettikleri eğitimi de alamamış oluyorlar. Bir çocuğun ilkokuldan üniversiteye kadar katıldığı İngilizce ders saatlerini düşünürsek ve bu derslerin bir saatinin kaynak bakımından ne kadara mal olduğunu hesaplarsak, öğrencilerin liseden mezun olup en basit seviyede bile İngilizce konuşamamasının hem birey için hem devlet için ne kadar büyük bir zarar olduğunu anlarız.

Dil yeteneğini ölçme bakımından sınavlarımız epey kötü. Dil sınavı normal matematik sınavı gibi hazırlanamaz, çoktan seçmeli sınavla İngilizceyi ölçemezsiniz. Bu okuma alışkanlığını yok edebilir, dil öğrenme kabiliyetlerinde körelmelere sebep olabilir. Sınavlar iyi tasarlandıklarında çok ciddi olumlu etkiler yaratabildiği gibi kötü tasarlandıklarında da olumsuz etkiler yaratırlar. Mesela YDS’nin dil öğrenmeye olan etkisi çok zararlı. Bu yüzden, yeni bir sınav ve eğitim sistemi geliştirileceği zaman, üniversiteler ve devlet iş birliği yapıp araştırmayla desteklenen bir program dâhilinde bunu yapmalılar ki verimli bir sistem geliştirilebilsin.

IELTS, TOEFL gibi sınavlar yabancı bir dili bilip bilmediğimizi gerçekten ölçüyor mu?

IELTS, TOEFL gibi uluslararası sınavlar genelde dil yeterliliği ölçme konusunda geliştirilen bilimsel yöntemlere göre ETS ve Cambridge Üniversitesi tarafından hazırlanan ve bu yöntemlere göre revizyonları yapılan sınavlardır. Bu sınavlar akademik İngilizceyi ölçer. Dolayısıyla, örneğin uluslararası ticaret yapacak bir insanın TOEFL alması çok anlamlı olmayabilir. Memur alımlarında da TOEFL veya IELTS kullanılmamalıdır. Sektörlere göre farklı İngilizce sınavları vardır. ETS ve Cambridge Üniversitesi çok uzun zamandır dilde yeterliliği ölçmek üzerine bilimsel araştırmalar yapmaktadır. Sınavları da bu doğrultulardaki araştırmalarını göz önünde bulundurarak revize ederler. Uyguladıkları sınavların bireyin üzerinde olan etkisinden başlayıp toplumsal etkisine kadar inceleyip tekrar tekrar üzerine çalışırlar. Bu yüzden güvenilir sınavlar olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

IELTS ve TOEFL sınavları için veya sadece konuşma diline yönelik kısa sürede dil öğretebileceğini iddia eden kurumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

İngilizceyi başlangıç seviyesinde, belli fonksiyonları ve belli kalıpları öğreterek çok hızlı bir şekilde öğretebilirsiniz. Yani çok küçük bir hazneyi bir aşı gibi verebilirsiniz. Ama bu tarzla dili geliştirmeniz, orta seviyeye çıkarmanız mümkün değildir. Seviye ‘’Kapalıçarşı yabancı dili’’ diye tabir ettiğim başlangıç seviyesinde kalır. Oradaki çocuklar ciddi anlamda dil öğrenme kapasitesine sahiptir ve birçok farklı dili başlangıç seviyesinde öğrenebilirler. Ama dil yetileri orada kalır. Kısa sürede bir dili gelişmiş seviyede öğreten mucizevi bir teknik geliştirilmiş olsaydı bütün dünya şu an bunu kullanıyor olurdu.

İnternet sayesinde Duolingo gibi dil öğrenimine destek olan internet siteleri ve uygulamalar geliştirildi. Sizce bunlar ne derecede etkili?

Doğru bir yorum yapabilmek için hepsini ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. Geçmişte yararlı programlar yapıldı, bugün de yapılıyor. BBC’nin kendi düzenlediği bir takım eğitim programları vardır. Türkiye’de başarısını duyurmuş böyle bir program ben bilmiyorum. Ama neden olmasın? Online mecralar size dinleme, seyretme, okuma ve yazma gibi pek çok imkan sunabiliyor. Sınıf ortamında bulunmayan insanlar için bir fırsat.

Dil öğrenmekte ‘’dile maruz kalma süresi’’ çok önemlidir. Bu tarz uygulamalar maruz kalma süresinin arttırılmasına destek olabilir. Kendi başlarına da başka fırsatı olmayan bireyler için yardımcı olabilirler ama dil öğretme mekanizmalarını ve yöntemlerini bilen kişiler tarafından geliştirilmeleri gerekir. Cambridge, Pearson gibi bu alanda çok büyük pazar payına sahip olan şirketlerin hepsi kendi kitap serilerinin yanına bir de online sistem eklemiş durumdalar. Bunlar, öğrenciyi takip ve geri bildirim vermek açısından öğrenciyi kendi başına öğrenmeye teşvik etme açısından yararlı araçlar. Bu açıdan bilgisayarlar temel araçlar haline geldi. Ama sadece online yöntem derseniz çok da yeterli olabileceğini sanmıyorum.

Share